Mutlu, Deli ve Özgür Olma Sanatı: One Flew Over the Cuckoo’s Nest

Fırıl fırıl dönen bir dünyada, tıkır tıkır işleyen hayatlar yaşamaktayız.  Her şey kontrol altında, bize sürekli verilen görevler ve sorumluluklar var.  Bunlarla varoluşumuzu tanımlar, dışında kalanlara, aykırı olanlara deli deyip geçeriz.  Kolayına kaçarız işin, durup merak etmeyiz, üstüne gitmeyiz.  Üstüne gidersek, kontrolü zorlaşır çünkü.

Kontroldışı gelişen her şey bizi endişelendirir, korkutur.  Hesapta olmayan her şey panik yaratır ve kendimizi karamsarlığın kollarına bırakıp, fırtına boyunca sayıklarız.  Hayatımıza giren insanları, daha kendi içimizde merhaba demeden, geçmişleriyle, geldikleri yerlere göre sorgularız.  Aldığımız cevaplara göre kategorize etmeye, sınıflamaya, etiketlemeye bayılırız başkalarını. Çünkü etiketi olmazsa bu ne idüğü belirsiz tiplerin bizim yaşamımızda yeri olamaz.

Randle’ı da akıl hastanesine gelir gelmez aynen bu şekilde sorgularız.  Sicil kaydına bakarız.  Eyvah eyvah, neler yok ki…  Kaç kişiyle kavga etmiş, sağa sola saldırmış, hatta bir kıza tecavüz bile etmiş!  Kız reşit olduğunu söylemişti, der Randle.  Tuhaf gülümsemesi ve muzip tavırlarında bir tanıdıklık var yine de, korkutmuyor bizi, karşımızda :

“Rocky Marciano’nun kayıtlara geçen 40 saldırısı var ve o bir milyoner.”

Müdür, şöyle bir düşünüp hak verir Randle’a.  Ama deliyle deli olunmaz.  Gerçekten de deli midir Randle acaba?  Çevresindekileri dinlemeyip kendine göre yaşadığı için, kendini kurtarmak ya da dibe batırmak için çabaladığından mı delidir?

Cuckoo's Nest

Deli taklidi yaptığını söyleyenler var, der müdür.  O aksini de söylese inanacak mıdır ki?  Randle samimidir; müdürse alabildiğine mesafeli.  Randle’ın akıl hastanesine gelişi kendi hayatının gerçeğidir, müdüre göre sıradan bir iştir, “icabına bakılması gereken”, “düzeltilmeyi bekleyen bir pürüz”dür sadece.

Yeni arkadaşlarıyla tanışır kahramanımız.  Canla başla hepsine yardım etmeye, ketumluklarını yok etmeye çalışır.  Ancak önünde büyük bir engel vardır:  Hemşire Ratched.

Hastalar, çoğu tek tip kıyafetleriyle, baygın klasik müzik eşliğinde uyuşmuş şekilde, ilaçlarını almak için sıra beklerler.  Hapların olduğu küçük kap üstüne daha büyük olan diğer kaptaki suyu içerler.  Kilisede komünyon ayini misali, huşu içinde sıranın kendilerine gelmesini beklerler.  Camekanlı o oda, Ratched’ın kalesi gibidir.  Daha doğrusu o akıl hastanesinin “panopticon” noktasıdır.  Düzen, korunmak zorundadır, hemşire Ratched ise, hemen hemen hiçbir durumda değişmeyen o maske gibi yüz ifadesi ve tekdüze, tınısız sesiyle konuşarak yapar işini, olan biten hiçbir şeyi kaçırmaz.

Nurse-Ratched-Unsung-Films-1

Terapi toplantılarının bile o yapmacık demokrasisi sinirlerimize dokunur.  Kızgınlığımız Randle’ın sınıfta yaramazlık yapan çocuğa benzer davranışlarında vücut bulur.  Birisinin o donuk ifadeli, duyarsız Ratched’a haddini bildirmesi gerekir.  O birisinin de kim olduğunu hepimiz biliriz.

Ancak Randle’ın onunla başa çıkması o kadar da kolay olmaz.  Her ne kadar içerdekiler şikayet etseler de, Randle’ın düzene karşı tavrından rahatsız da olurlar başta; planlı programlı hayatlarını bırakıp gitmek istemezler.  Deli de olsalar, disipline ihtiyaçları vardır!

Pes edeli uzun zaman geçmiştir.  Ancak işin daha acıklı tarafı, kendilerine deli muamelesi yapılan insanlar, özgürlüklerini kendi iradeleriyle rehin bırakmışlardır bu akıl hastanesinde. Randle’ın dediği gibi “Sokakta yürüyen lanet heriflerden daha deli olmadıkları” aşikardır.  Sırf çabalamaktan yoruldukları hatta kendilerinden korkar hale geldikleri bu hayatta birilerinin onlarla ilgilenmesi gerektiği düşüncesiyle terketmişlerdir dış dünyayı.  Merak duygularını, şevklerini yitirmişlerdir hepsi.  Ağır mermerden yapılmış hidroterapi setini Randle gibi bir adamın kaldıramayacağı bellidir, yine de kaldırmasını isteriz içimizden. Bir şeyin o insanları şaşırtabilmesini isteriz.  Randle, acıyla buruşmuş kıpkırmızı yüzüyle, yerinden kıpırdatamadığı mermer konsoldan uzaklaşırken “En azından denedim, lanet olsun!” demesi bize bu noktada düşündüklerimizi açığa vurur niteliktedir.

Bir şeye yoğunlaşmak, üzerine kafa yormak, mantık yürütmek gereksizdir onlar için artık. Birbirini tanımaya çalışmak zaman kaybından başka bir şey değil.  Şef Bromden’le kim uğraşacak ki?  Söylediklerimizi duymaz, konuşamaz da…  Basketbol oynamayı öğretmenin ne anlamı var, takım daha baştan kaybetmeye mahkumken?

Bütün gün kağıt oynarken beyzbol şampiyonası kimin umrundadır ki?  Yeter ki haplarınızı içmeyi unutmayınız; o ruhsuz sese gidiniz ve hep o yüksek sesli, tekdüzeliğin klasik müziğe yansıdığı notaları dinleyiniz…

Randle içinse durum farklıdır.  Başkalarıyla kurduğu iletişim, onun kendisiyle iletişim kurmasına yardımcı olmaktadır.  O iç konuşma da, akıl hastanesinden daha verimli başka nerede gerçekleşebilir ki?  Öyle ki düşünürken kendi sesini bile duyamaz hale gelmeniz söz konusudur!

Arkadaşlarını “zombiye” dönüştüğüne neredeyse ikna ettikten sonra kahkahalar atarak içimize sular serper Randle, biliriz ki o asla “onlar gibi” olmayacaktır.  Onu farklı yapan yanı da budur. Başta hastaları “balık tutmaya kaçırmak” olmak üzere “işlediği birçok suçtan” elektroşok tedavilerini dozu artmış şekilde alır.  Kaçak düzenlenen, kız arkadaşların ve içkinin olduğu yılbaşı partisi, yaramaz kahramanımız Randle’ın alkolün etkisiyle uyuyakalması ve kaçış planının suya düşmesiyle son bulur.  Tabii Randle, “en büyük cezayı” alır bu yüzden.  Sırra kadem basar, bir süre efsane olur kliniktekiler arasında.

One Flew Over The Cuckoo's Nest 4

Şef Bromden o kadar heyecanlanır ki Randle’ı yeniden gördüğünde, tabii biz de…  Çünkü Randle güçlüdür, cesurdur, bizim kahramanımızdır.  Plan uygulanabilecek, Kanada’ya kaçabileceklerdir artık.  Ancak Randle, geldiğinde ruhunu çoktan elektroşok masasında bırakmıştır.  Birden deli bakışlarının geri dönmesini, şefin karnına hafifçe vurarak gülmesini isteriz.  Tıpkı önceden yaptığındaki gibi bir şaka olmasını isteriz.  Ancak düzene tutkun “yukardakiler” Randle’ı çoktan evcilleştirmiş, onu kişiliksiz, düşünmeyen bir tür yaşayan ölü olarak “yeryüzüne” geri göndermişlerdir adeta.

Şef Bromden o kadar üzülür ki, onun böyle yaşayacağı düşüncesine dayanamaz.  Diğerlerinin gözünde de hep bir kahraman olarak kalmalıdır Randle.  Onu kimse bu halde görmemelidir. Tam da bu yüzden Şef Bromden, Randle’ı öldürmek zorunda kalır. Çünkü ancak ölüm, bu haldeyken onun özgürlüğüne yeniden kavuşmasını sağlayabilir.

Randle’ın hayalini Şef Bromden gerçekleştirir, o mermer yığınını bir seferde kaldırıp kendine kaçış yolu açarak ufuk çizgisine doğru uzaklaşır.  Zamanında kendisinden çalınanı bu şekilde geri alır.  Kuralları, düzeni, alışılmış olan her şeyi, üzerine yapışan sağır ve dilsiz etiketlerini, onca sınıflamayı geride bırakırken bir kez bile arkasına bakmaz.

Kendisine hayranlık beslenen, yönetime başkaldırabilen, asi ve özgür ruhlu Randle, aslında hayatta kendini bırakmayıp çabalamanın varoluşumuza ne kadar anlam kattığını gösteren; mutlu, deli ve özgür olma sanatı konusunda uzmanlık yapmış bir akıl hocasıdır.



Comments are closed.