Hippies, Yippies and Just Plain Kids: Chicago 10

Brett Morgen’ın 2007 yapımı belgeseli, 1968 yılı Amerikası’nda Chicago’da düzenlenen ulusal kongreyi, sürmekte olan Vietnam Savaşı’nı protesto etmek amacıyla toplanan Yippie’lerin hazırlık sürecini, kongre boyunca yaşananları ve davanın ilerleyişi üzerinedir.

alg-chicago-10-jpg

Jenerikte merak duygumuzu kuvvetlendiren bir anlatımla karşılaşıyoruz. Chicago’da bu eylem sırasında yaşanan şiddet olaylarını görmeksizin yalnızca duyuyoruz. Aslında bu etkiyi arttırmak için de kullanılmış bir yöntem olabilir. Çünkü söylenen, insanın 5 duyusundan herhangi biri olmaması halinde diğer duyularının normalden daha fazla güçlendiğidir. Biz olayları görmeyip yalnızca çığlık atarak koşuşan insanların ve muhabirin olay yerinden aktardıklarıyla yetinmek durumunda kalıyoruz. Bu da izlerken neyle karşılaşacağımız düşüncesini doğurarak filmin üzerimizdeki etkisinin artmasını sağlıyor:

“Bir başka adam daha yere düştü ve çığlık atıyor. Polisler çığlık atabilmesi için onu bırakmış durumdalar” cümlesini iki kere duyuyoruz. İkinci söyleyişi, tam da jenerikte geçen isimlerden yönetmeninkine denk geliyor ve siyah ekranda filmin adı ani bir patlama efektiyle adeta yüzümüze “çarpılıyor”.

Son dönem belgesellerde yapılan canlandırmalarda animasyon tekniğine de başvurulduğunu görmekteyiz. Chicago 10’de gerek mahkeme salonunun olduğu sahnelerde, gerek Abbie’nin “kafa sesleri” kısmında, gerekse New York radyosunu aradığı bölümlerde animasyon tekniği var.

Abbie Hoffman’ın mahkeme boyunca ara ara gördüğümüz, asıl hislerini komedi şeklinde yansıttığı sahne çok tipik bir Amerikan doğaçlama tiyatro tekniğinin ürünüdür. Amerika’da pek çok komedyen, “Improvisional Theatre” denen bu doğaçlama tiyatro tekniğini kullanarak kariyerlerinde ilerlemektedir (Improvisional Comedy). Görüntü oldukça tipiktir: Kırmızı tuğla duvarın önünde duran komedyen, spot ışık altında, karanlıkta kalan seyircilere bir şeyler anlatır. Olayın güldüren ve düşündüren çizgisi bu şekilde belli edilmektedir filmde. Siyah – beyaz tonda kullanılmış olmasıysa, “kafa sesi” olmasından ya da geçmişte Abbie’nin böyle düşündüğünü belirtmek isteğinden kaynaklanıyor olabilir. Mahkeme salonunun da neden gerçek bir ortamda yeniden üretilmediğini düşündüğümüzde, dramatizasyonun temsilin önüne geçmemesi amacının güdüldüğünü aklımıza getirmemiz mümkün. Bir şekilde yine bizim, sesler yoluyla olayı daha iyi algılamamız istenmiş olabilir. Ayrıca Abbie’nin jüri üyesine öpücük atması, Jerry Rubin’le birlikte yargıç cübbesiyle mahkeme salonuna gelmelerinin gösterilmesi de bu çizgifilmvari anlatının önemli unsurlarındandır. Mahkeme kayıtlarına göre bu olaylar gerçektir; ancak amaç Abbie Hoffman’ın deyişiyle “mahkemenin otoritesini yıkmak” olduğundan bu anlamda da animasyon kullanılmış olması akla gelen fikirler arasında.

Günümüzde “mockumentary” (buna “hicivli belgesel” de diyebiliriz) olarak da kategorize edebileceğimiz Chicago 10, aslında Chicago Seven/Eight (ki Bobby Seale’ın erken beraatı dolayısıyla sayıda değişme olmuştur) olan davanın, Hoffman’ın deyişiyle avukatların da onlarla “beraber battıkları” gerekçesiyle olayı “Chicago 10” olarak nitelendirir, belgesel de bu yüzden “Chicago 10” adını alır.

Mockumentary’nin özelliklerini gösteren Chicago 10’de, özellikle askerlerin hazırlık yaptığı, kongre için tatbikat yaptığı sahnelerde, tankların yürüdüğü, silahların çekildiği planlarda Vivaldi’nin Dört Mevisim’inden Bahar parçası seçilmiş, böylece karşılarında silah taşımayan kalabalığa karşı böylesi sıkı önlemler alan Illinois Acil Durum Operasyon Karargah Komutanlığı bu şekilde ti’ye alınır.

Abbie Hoffman’la yapacakları eylem üzerine gerçekleştirilen röportajdan alınan konuşması, aktivist tanımını çok güzel yapıyor aslında:

– Hoffman, Yippie’ler neden buradalar?

– Abbie. Abbie, Yippie’ler neden buradalar?

– Pek dikkatlice yapılandırılmış bir örgüt olmadığımız için, bunu örgütteki herkese tek tek sorman gerekir. Herkes kendi işini yapabilir. Eğer bazıları amfitiyatroya hücum edecekse, amfitiyatroya hücum edecekler. Diğer insanlar esrar içmek isterse, başkaları da polise gidip ne yaptığımızı anlatmak isterse mesele yok. Eğer polisler buraya gelip kafamıza coplarla vurmak isterse tamam gelsinler. Bunların hepsi, herkesin birer aktör olmasıyla bir tiyatro olarak tasarlandı.

Buradaki “aktör” aslında “actor” yani “activist” olanların konumunu belirlemek için yapılan bir benzetme.

Bir başka önemli noktaysa, Abbie’nin Amerikan bayrağı önünde yaptığı konuşmadır. Bayrağın içinden geliyormuş gibi sahneye çıkarak konuştuğu animasyon, aslında bir gönderme içerir. 1970 yılında çekilen, senaristliğini Francis Ford Coppola’nın yazdığı, 2. Dünya Savaşı’nda komutanlık yapan George S. Patton’ın hayatını konu alan Patton adlı belgeselde de böyle bir sahne vardır. General Patton, Amerikan bayrağının önüne gelir ve uzun bir konuşma yapar. Belgeselin can damarını da bu meşhur konuşma oluşturur.

Davanın görüldüğü mahkeme salonunda Bobby Seale’la ilgili bölüm de belgeselin çarpıcı olaylarından biridir. Kendini savunmak için ısrarla konuşmaya çalışması sonucu elleri, ayakları sandalyeye bağlanır. En son ağzı ve çenesi de sıkıca sarılır, mahkeme salonunda bu şekilde tutulur. İşin ilginç yanı, Bobby Seale’ı tutan görevliler de kendisi gibi zencidir. Bunları animasyon olarak izlememize rağmen karikatürize bir anlatım yoktur. Bağlı şekilde salona gelmesi herhangi bir komedi unsuru yaratmaz. Yargıcın konuyla ilgili tavrı da dikkat çekicidir.

Müziklerin kullanımını da dikkate almamız gerekir. Az önce de belirttiğim gibi askerlerin ve hazırlıkları Vivaldi’yle gösterilirken, bir yandan da parktaki eylemcilere saldırırlarken kullandıkları müzik Black Sabbath’ın “War Pigs”idir. “Pig”, aynı zamanda polis için kullanılan “aynasız” kelimesine karşılık gelmektedir.

Gerek müzik kullanımı, gerekse planlar arasındaki kesmeler ve canlandırma için kullanılan animasyonlar, Chicago 10’i ayrı bir yerde tutmamızı sağlıyor. Chicago 10, dönemin düşüncesini ve Yippie’lerin doğuşunu anlatırken nostaljiye kaçmadan bize barış için mücadele üzerine çok şey söyleyen bir belgesel film.



Comments are closed.